Terör Olayları ve İsrail Anlaşması İle İlgili Değerlendirme
01-07-2016
AZİZ MİLLETİMİZE
Atatürk havaalanını hedef alan ve 44 insanımızın ölümüne, 40’ı ağır olmak üzere 239 insanımızın yaralanmasına neden olan saldırı hepimizi sarstı.
Bu saldırının Rahmet ve Merhamet ayı Ramazan’da gerçekleşmesi ve yaşlı, kadın, çocuk demeden masum insanları hedef alması terörün ne kadar alçaklaşabileceğinin en önemli göstergesidir.
Bu saldırıyı şiddetle lanetliyoruz. Bu menfur saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
İslam Ülkelerinde meydana gelmekte olan Terör olayları Irkçı Emperyalizmin Basel şehrinde aldığı ve İslamı bir asır içinde yeryüzünden sileceğiz kararının uygulaması olup batılı ülkelerin örtülü desteğiyle gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
AZİZ MİLLETİMİZ…
Alınan karar gereği çok açık olarak görülüyor ki bütün Müslüman ülke ve milletler büyük bir ihanetin ve sinsi bir kuşatmanın hedefidir. Türkiye de aynı projenin uygulaması olarak bütün yerel ve küresel terör örgütlerinin hedefi durumuna sokulmuştur...
Biri Cami bahçesindekilere saldırıyor. Bir diğeri Havalimanındakilere…
Biri çarşıdaki insanları hedef alıyor, biri otobüs durağındakileri…
Birinin arkasından PKK, öbürünün arkasından IŞİD çıkıyor olsa da arkalarındaki güç Irkçı Emperyalizm ve ona bilerek veya bazı çıkarları için bilmeyerek destek olanlardır.
Adı ne olursa olsun, saldırı şekilleri, zamanlamaları, yöntemleri, hedefleri dikkate alındığında hepsinin aynı üst akıldan beslendiği, aynı merkezden talimat aldığı anlaşılıyor.
Bu üst aklı görmeden ve terör yoluyla Türkiye’ye yön vermeye çalışan küresel güçlere karşı gereken tedbirleri alınmadan terörü önlemek mümkün değildir.
Plan bellidir. Daha önce Irak’da, Libya’da ve Suriye’de oynanan kanlı oyun, şimdi de terör yoluyla Türkiye’de oynanmaktadır.
Bu saldırıların arkasında, Türkiye’yi bir Irak, bir Libya, bir Suriye haline getirme çabaları vardır.
Aziz milletimiz en zor dönemlerde, en zor badireleri atlatmıştır. Bu karanlık dönemde, teröre karşı ve Türkiye’yi bölmeye çalışan dış düşmanlara karşı tek millet halinde karşı koymaya çalışmak milli bir görevdir.
Bu demek değildir ki iktidarı yaptığı yanlışlıklardan dolayı ikaz etme sorumluluğumuzdan vazgeçeceğiz.
Türkiye’nin bir Irak, bir Suriye olmasını önlemek için kısır kavgaları bir kenara bırakmalıyız. Ülkenin birlik ve beraberliğini, barış ve huzurunu sağlamak için asgarî müştereklerde bir araya gelmenin yollarını aramalıyız.
Milletçe asalet, ferasete ve basirete uygun bir duruş ortaya koyarak, bir an evvel bu karanlık günleri geride bırakacak adımları atmalıyız.
Biz Saadet Partisi olarak bu konuda üzerimize düşeni yapmaya hazırız.
Cenab-ı Allah milletimizi her türlü acıdan, felâketten korusun.
AZİZ MİLLETİMİZ
Türkiye’nin önemli gündem maddelerinden biri de İsrail ile yapılan anlaşmadır.
Saadet Partisi olarak, biz, bu anlaşmayı kesinlikle doğru bulmuyor ve kabul etmiyoruz. Bu anlaşmaya imza atanlar büyük bir vebal yüklenmiş oluyorlar.
Sayın Başbakan ilk göreve başladığında, yeni dönem dış politika yaklaşımını açıklarken; “Dostlarımızın sayısını arttırıp-düşmanlarımızın sayısını azaltacağız” demişti.
Doğrusu biz de bu yaklaşımı duyunca umutlanmış ve memnun olmuştuk.
Hatta bir açıklama yaparak, bu yaklaşımı desteklediğimizi ifade etmiştik.
Ama “dostlarımızın sayısını arttıracağız” derken, aklımıza hiç İsrail gelmemişti.
Hele hele bölgedeki en büyük müttefikimizin, en önemli stratejik ortağımızın İsrail olacağını 40 yıl geçse düşünemezdik.
Eğer İsrail ile ilişkileriniz normalleşiyorsa biliniz ki Filistin’le ilişkilerimiz anormalleşir. Filistine, Gazzeye bir iki yatırım yapmakla mesele ört-bas edilemez.
İlişkileriniz İsrail ile normalleşiyorsa, Gazze’de başına fosfor bombası atılan, evleri yıkılan ve dostluk anlaşmasının müzakere ve imzası sırasında bile İsrail terörü devam ettiğine göre Filistinli mazlum Müslümanlara ne diyeceğiz? Demek ki İsraille dost olmak karşılığı Filistin halkına düşmanlığa razı olacağız. Bunun başka hiçbir izahı olamaz.
AZİZ MİLLETİMİZ
Malum bu kriz başladığında Türkiye’nin 3 vazgeçilmez kırmızı çizgisi vardı;
1- İsrail Türkiye’den özür dileyecekti.
2- Mavi Marmara Şehitleri için tazminat ödenecekti.
3- Ve en önemlisi Gazze’ye uygulanan abluka kalkacaktı.
Peki, sonuç ne? Tek tek bakalım
İsrail Türkiye’den özür diledi mi?Hayır. Efendim, İsrail başbakanı, telefonda söylemiş. Özel görüşmelerde üzüntülerini ifade etmiş. Herhalde uluslararası diplomaside ilk kez böyle bir özür yöntemine şahit olunuyor.
Kısacası İsrail’in suçunu itiraf ederek özür dilediği filan yok…
Peki, tazminat ne oldu?Tazminat İsrailin suçunu kabul edip yaptığının hatanın bedelini ödemeye razı olması mânâsındadır. Şimdi İsrailin, Mavi Marmara şehitlerinin ailelerine bir fon üzerinden 20 milyon dolar para yardımı yapması kabul edilmiş oluyor. Bu işlenen suçun tazminatı değil bir yardım kuruluşu tavrı takınmaktır.
Oysa tazminat hukuki bir kavramdır. Suçu kabul etmektir. Peki, fon ne demek, Hayır fonu, yardım fonu. İsrail sanki lütufta bulunuyor, bir fon aracılığı ile bağış yapıyor.
Yapılan bu anlaşmayla İsrail’in hukuk tanımazlığı kabul ediliyor. İsrail’in yıllardır Filistin halkına uyguladığı soykırım, Gazze’ye uygulanan haksız ve hukuksuz abluka, vicdanı, ahlakı, kanunu, hukuku hiçe sayarak uluslararası sularda şehit ettiği 10 vatandaşımıza yapılan zulüm görmezden geliniyor. Üstü kapatılıyor ve ilk kez bu abluka, bu askeri kuşatma Türkiye tarafından resmen tanınarak anlaşma metninin içine giriyor.
Sonuç olarak;
-İsrail işgal ettiği topraklardan çekilmeden,
-Yağmaladığı toprakların, canına kıydığı Filistinli masumların hesabını vermeden
-Filistin topraklarında, Bağımsız Filistin devleti kurulmadan,
İsrail ile ilişkiler hiçbir şart altında normalleşemez.
Biz, Saadet Partisi olarak, bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi ve tarihi bir sorumluluk olarak aziz milletimize arz ediyor, her şart altında Filistinli kardeşlerimizin yanında duracağımızı bir kere daha ilan ediyoruz,
Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Allah’tır.
Allah (cc) ülkemizin ve milletimizin yardımcısı olsun. 30.06.2016








