FARUK ARSLAN / İSTANBUL - Ünlü manken, büyük çaplı sinema filmlerinin aranan yüzü, Tv’ler vasıtasıyla evlere konuk olan bütçeli dizilerin fenomen oyuncusu iken şan ve şöhreti elinin tersiyle iterek kuşandığı iman giysisini gururla üzerinde taşıyan sanatçı Yaşar Alptekin gazetemiz Akit’e konuştu. 1962 doğumlu olmasına rağmen kendisini 12 yaşında; namaza başladığı gün doğan biri olarak nitelendiren Yaşar Alptekin, oldukça sıcak ve samimi bir ortamda gerçekleştirdiğimiz söyleşide; sanat, siyaset ve birçok konuda fikirlerini korkusuzca dile getirdi.
BAZI KESİMLER SUSUZ KALAN HAYVANA VERDİKLERİ DEĞERİ RAMAZAN’DA MÜTEDEYYİN KİŞİLERE VERMİYOR
Onbir ayın sultanı Ramazan’ı geride bıraktık ve Ramazan Bayramı’na eriştik. Öncelikli olarak Müslümanlara yönelik bayram mesajınızı alabilir miyiz?
Tüm İslâm âleminin Ramazan Bayramı’nı tüm içtenliğimle kutluyorum. Kimi zaman sevinçli, kimi zaman hüzünlü olarak geçirdiğimiz bir Ramazan ayına daha içimiz burkularak veda ettik. Terör hadiseleriyle yüreklerimizdeki manevi coşkuyu dindirmek isteyen şer odaklarına fırsat vermeden, kardeşlerimizle bir arada, iç içe olarak ibadetlerimizi eda ettik. Ramazan demek, oruç demektir. Oruç ise yalnızca aç kalmak değil; eline, diline, gözüne sahip olmaktır. Oruç rahmete hicrettir. Bir ay boyunca yine bu rahmete hicretimize saygısızlık edenler oldu. Oruç tutmayabilirler, eyvallah ancak bizim orucumuza herkesin saygılı olması gerekiyor. Dışarıda susuz kalan kedi-köpeğe dahi acıyıp su verenler ne yazık ki hayvana verdikleri değeri mütedeyyin insanlara vermiyor. Bu tür çirkinliklere bir daha maruz kalmayacağımızı umuyorum.
RTÜK, AİLE KAVRAMINI ÇÖKERTEN DİZİ VE PROGRAMLARA KARŞI ÇOK PASİF
Ramazan boyunca süren bir çirkinlik de TV ekranlarından evlere taşan TV’lerdeki aile kurumunu dejenere edici diziler. Birçoğunun ortak özelliği aile kurumunu çökertmek olan bu yapımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konuda RTÜK’ün ivedi bir şekilde harekete geçmesi gerek. Eğer RTÜK diye bir kamu kurumu varsa, var oluşuna uygun kararlar alması lazım. Eğer bu programlara dur diyemeyecekse, yaptırım uygulayamayacaksa neden var RTÜK? Sapkın ilişkilerin yaşandığı diziler ve evlilik programları ile aile kavramı yok ediliyor, Gençler anne babasına isyankâr oluyor. RTÜK’ün bu hususta ciddi bir çalışma yapmadığını düşünüyorum, çok pasifler. RTÜK şu anda çok pasif. Pasif olmasa TV piyasasında bu kadar kötü şeyler olmazdı.
TİYATRO ALANINDA MAALESEF EDEBİ EDEBSİZLERDEN ÖĞRENMEK GEREKİYOR!
Tiyatro âleminde de benzer vakalar mevcut. İBB’ye bağlı Şehir Tiyatroları’nda daha önce Levent Üzümcü vakası vardı. Şimdi de Ragıp Yavuz isimli bir yönetmenin sosyal medya adresi üzerinden Cumhurbaşkanı’na ve devlet erkine alenen küfür ve hakaretler ettiği ortaya çıktı. Olaya bu bağlamda bakacak olursak; sanatçı, inanmadığı ancak başkalarının değer kabul ettiği kişi ve kurumlara küfür eden biri mi demektir?
O bahsettiğiniz şahıslar benim ağabeylerim ve ben bir küçüğüm. Tiyatro alanında edebi öğreniyorum, ama kimden? Edebsizden öğreniyorum. Henüz edebim yok! Ve bu edepsizlere bakıp edeb öğrenmeye çalışıyorum! Başka da bir şey demiyorum…
Benzer bir husus da küfürle güldürme konusu. Komedyenler bu alanda daha önde. Eleştiren de var ‘izleyeni çok’ diyen de. Sizin yorumunuz nedir?
Bence bu kavgada kaçak dövüştür, kolay yola kaçmaktır. Halk nezdinde küfür ile haşır neşir olan bir kitlenin mevcut olduğu gerçek. O komedyenler de bu kitleye veya küfürün komiklik yönüne oynuyorlar. Bir kitle bu yanlışa düşmüş diye küfürü uluorta her yerde söyleyebileceğimiz anlamına gelmez bu. Böyle bir özgürlüğümüz yok. Bizler topluma mal olmuş insanlarız, modeliz sonuçta. Birileri bizi takip ediyor. Sanatımızı ya da kişiliğimizi takip edenler var. Dolayısıyla bizi takip eden insanlara güzel şeyler vermeli, saygın kişiliğimizden feragat etmemeliyiz.
SANATÇI SEZAR’IN HAKKINI SEZAR’A VEREN ADAMDIR
Son zamanlarda klişe olan bir söylem var ‘Sanatçı dediğin muhalif olur’ diye. Yaşar Alptekin’e göre de böyle bir kaide var mıdır acaba?
Nerede yazıyormuş bu kural? Hangi kanun kitabında yazıyormuş? Kur’an-ı Kerim’in hangi ayetinde geçiyor? Bunlar boş söylemler. Sanatçı dediğin adam Sezar’ın hakkını Sezar’a veren adamdır. Sanat camiasındaki belirli bir kesim ne derse desin, ben her zaman söylüyorum, her zaman da söyleyeceğim: Şu anda, bana bir lider gösterin ki; Türkiye’ye dev projeler sunsun, bağımsız ekonomi için çalışsın, büyük Türkiye için gecesini gündüzüne katsın. Bu kişi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Mahalle kavgası gibi siyaset üretenlerin muhalefette olduğu yerde ben bir sanatçı olarak muhalif olamam, kimse kusura bakmasın.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve kurucusu olduğu AK Parti’nin makarna ve kömürle oy aldığını söyleyenler de aynı kimseler. Siz buna inanıyor musunuz?
En fazla dedikleri şey de bu zaten. Millet makarnayla, kömürle aldatılıyormuş. Madem millet makarna ve kömüre oy veriyor o zaman siz de bu millete suşi dağıtın be! Aslında idrak edemedikleri şey, salak yerine koydukları bu millet, kendisini salak yerine koyanlardan daha akıllı. Ve bu aklı, kendilerine hakaret edenlere yönelik tepkileri ile birleştirdikleri zaman sandıklarda Erdoğan ve AK Parti lehine oy patlaması yaşanıyor.
EŞEĞE NE KADAR KİTAP YÜKLERSENİZ YÜKLEYİN, YİNE EŞEKTİR
Millete hakaret demişken… Daha evvel ‘Dağdaki çoban ile benim oyum bir mi’ diyen oyuncu Aysun Kayacı’ya Erol Evgin de eklendi. Evgin’e göre de üç dil bilen ile bir dil bilenin oyu bir olmamalıymış. Erol Evgin’e destek ise piyanist Fazıl Say’dan geldi. Sanat camiasına mensup bu insanların topluma tepeden bakıcı söylemlerini nasıl yorumluyorsunuz?
Allah bile yağmuru yağdırırken ‘Bu namaz kılıyor buna yağsın, bu kılmıyor buna yağmasın’ diye ayırt etmiyorken, yağmur herkese yağıyor, güneş herkese doğuyorken bu insanlara ne oluyor da böyle ayrım yapıyorlar? Ayrıca bunu diyen sanatçılar “Sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur.” sözünü bilmiyor olmalı. Sanatçı Kars’ın bir köyünde de doğabilir, İstanbul’un Etiler semtinde de. Eğitim almamış ama ressam olan çok sanatçı tanıyoruz, Birçok sanatçı yetişti Anadolu’dan, eğitim denilen olgudan uzak olarak. Okuluna gitmeyerek doğuştan gelen yeteneği ile sanatçı kimliğini kazanmış kişileri ezmek değil midir bu? Sen üç okul bitirmiş olabilirsin. Bu senin okul bitirmeyen insanları ezme hakkını sana vermez. Kaldı ki eşeğe ne kadar kitap yüklerseniz yükleyin yine eşektir. Meselenin özeti bu.
ERDOĞAN’A DİKTATÖR DİYENLER SIKIYSA KENAN EVREN’E BUNU SÖYLESELERDİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Külliye’de ünlüleri ağırladığı resepsiyonu birkaç ünlü boykot etti, kimileri de resepsiyona katılan tanınmış simaları eleştirdi. Sizce hangi tavır doğruydu?
Allah Erdoğan’a iftira atanları ıslah etsin. Ülkesini ve liderini bu kadar kötüleyen yaratıkları gördükçe üzülüyorum. Kâfiri bilirsin kâfirdir, gardını ona göre alırsın. Ama münafık en tehlikelisidir. Sana sendenmiş gibi davranır ama senden değildir. En tehlikelisi de odur. Vatanını milletini seviyor olman lazım, seviyor gibi gözüküyorsun. Ama gidiyorsun sağda, solda vatanını, milletini kötülüyorsun. Şikayet ediyorsun. Erdoğan’a diktatör diyorlar. O diktatör olsa sen ona diktatör diyebilir misin yahu? Bu kadar mı akılları çalışmıyor bu insanların? Biz 12 Eylül görmüş adamlarız. Sıkıysa Kenan Evren hakkında bir şey söyleselerdi ya o dönem? Şakasını dahi yapsalardı direkt hapsi boylarlardı, bunu hepsi biliyordu.
Tam bu noktada biraz önce bahsini ettiğimiz hususa geri dönmemiz gerekiyor sanırım. Siz 12 Eylül dönemini yaşamış bir sanatçı olarak , ‘Sanatçı dediğin muhaliftir’ sözünü günümüzde dillendirenlerin 12 Eylül darbe dönemindeki duruşlarını biraz anlatır mısınız? Kenan Evren diktasına karşı muhalif miydi bunlar?
Ne muhalefeti? Havası alınmış balon gibiydi hepsi. Korkudan muhalifliğin m’sini bile yapamayan insanlardı. Kenan Evren darbecisine karşı hiçbiri tek laf edemiyordu hatta gel denildiğinde giden, otur denildiğinde oturan, kalk dediğinde kalkan tiplerdi hepsi Ancak bugün, halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve ailesine ağır hakaret ve küfürler ederek, gazetelerinde yayınlayarak bir de çıkıp ‘O diktatör’ diyorlar. Bu adamların hepsi, yedikleri kaba pisleyen kişilerdir, işte o kadar.
BEN NAMAZLA DOĞDUM, YAŞIM 54 DEĞİL 12
İnanç dünyanızdaki kırılma da merak edilen hususlardan. Namaz hassasiyetinizi kıyafetlerinizdeki yazı ve sembollere işleyecek kadar diri tutuyorsunuz. Daha önceki hayatınızla birlikte şu anki durumunuzu bu bağlamda bize özetler misiniz?
‘Milattan Önce’ ve ‘Milattan Sonra’ diye bir tabir vardır ya? Benim hayatım da ikiye ayrılıyor; Namazdan Önce ve Namazdan Sonra. Namaz öncesi ot gibi yaşayan bir adamdım. Varlık sebebini bilmeden, yaşadığını zanneden, havaya ya da suya yazı yazan bir adamdım. Bakan bir insandım, şimdi gören bir insan oldum. Ben 10 Mart 1962 Tekirdağ Şarköy doğumluyum. Her ne kadar nüfus kâğıdımda 54 yaşında olduğum yazsa da, namaza başladığım günü doğum günüm olarak kabul ediyorum ve 12 yaşındaki çocuk gözüyle dünyaya ve hayata bakıyorum. Ben 12 yaşındayım. Küçücük çocuk gibiyim. Çocuk gözüyle dünyaya ve hayata bakıyorum.
Namaza başladığım gün insan olmayı öğrendim. Allah’ını bulan insan oldum. İnsan, Allah’ını buluyorsa insandır. Yaradan’ına teşekkür etmek zorundadır insan. Sevdiği yahut arkadaşı 1 TL’lik dahi bir hediye aldığında defalarca kez teşekkür eden insan; ona her nefes alıp verdiğinde, her uyuyup uyandığında, hayatının her anında hediyeler veren Rabbine teşekkür etmiyor, onun için secdeye kapanmıyorsa nankörlük ediyor demektir. Bana göre Rabbime teşekkür etmeyen insan, nankör insandır.
Son olarak, iman elbisesini sonradan kuşanmış bir mü’min erkek sıfatıyla, mü’min hanımlara tesettür konusunda hangi uyarıları uygun görürsünüz?
Şunun bilincinde olsunlar: İslâm’a hasım olan belli gruplar bizlerin yanlışını bulmak ve onu kaşımak için panter gibi bizi izliyorlar. Tesettürlü bazı bayanlar, tesettürüne dikkat etmeyerek ne yazık ki bu panterlere fırsat veriyorlar. Tesettürün amacı korunmaktır, saklanmak, sakınmaktır. Tesettür ve makyaj, parfüm, koku, topuklu ayakkabı, daracık kıyafetler bir arada olmamalı. Hem örtüyle saklanıp hem de çeşitli süslerle ‘Bakın, ben buradayım’ mesajı vermek çok çirkin bir şey.
yeniakit





