AKP'nin 23 Haziran İstanbul seçimlerini kaybetmesine yönelik dikkat çeken değerlendirmeler yapılıyor.
AKP'nin İstanbul seçimlerini kaybetmesinin sonuçları medyanın ana gündem maddesi olurken konu dair dikkat çeken açıklamalar gelmeye devam ediyor.
İstanbul seçimlerini kaybeden AKP'nin seçim sürecindeki yanlışlarını ele alan Karar gazetesi yazarı İbrahim Kiras dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.
AKP'nin seçimi kaybetmesinde yaptığı büyük yanlışların etkili olduğunu yazısında vurgulayan Kiras, şu ifadelere yer verdi:
"31 Mart seçiminin iptali yanlıştı… Seçim gecesi Anadolu Ajansı’nın yaptıkları yanlıştı… Sonraki süreçte yapılanlar külliyen yanlıştı… 'Oylar çalındı' demek yanlıştı… 'Pontus' yanlıştı… 'Bunlar terör örgütlerinden talimat alıyor' demek yanlıştı… 'İmamoğlu seçilse bile içeri attırırız, belediye başkanlığı yaptırmayız' demek yanlıştı… 20 yıldır devletin elinde olan 'teröristbaşı' Abdullah Öcalan’ın bir siyasi partinin seçim kazanması için devreye sokulması elbette yanlıştı. 'Apo'nun kardeşi Osman Öcalan’ın bir siyasi parti lehine propaganda yapması için devlet televizyonuna çıkarılması muhakkak yanlıştı…"
"AKP'NİN ASIL YANLIŞI SON YILLARDA İZLEDİĞİ POLİTİKALARDIR!"
Yazısında 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri sürecinde AKP'nin yanlış politikalar icra ettiğini belirten Kiras, asıl büyük yanlışın ise son yıllarda izlenen politikaların olduğunu söyledi.
Kiras konuya dair yazısında şu şekilde ifade etti:
"Evet… İktidar partisi yanlışlarına yanlış katarak 23 Haziran’a ulaştı ve hiç kimseyi şaşırtmayan sonuç ortaya çıktı. Belki seçim birkaç gün sonra yapılacak olsaydı bu yanlışlara yeni yanlışlar da ilave edilebilir ve aradaki farkın uçurum seviyesine ulaşması bile mümkün olabilirdi. Ne var ki iktidar partisine 23 Haziran’daki utanç verici hezimeti yaşatan “asıl yanlış” değil bütün bu saydıklarımız… Asıl yanlış iktidar partisinin son yıllarda izlediği yanlış siyasettir."
Yazısında AKP'nin ortak akıl, liyakat ve ehliyet hassasiyetlerini de kaybettiğini belirten Kiras, şu ifadelere yer verdi:
"Ortak aklı esas alan bir kadro partisi olarak kurulan ve bu özelliğini muhafaza ettiği ilk döneminde özellikle hassas dengeler üzerinde bulunan ekonomi ve dış politika problemlerini başarıyla idare edebilen AK Parti, son dönemde giderek bu özelliğini kaybetti.
Yönetimin kişiselleştirilmesi, merkezileştirilmesi, dar bir çevrenin kontrolüne girmesi neticesinde siyaset kalitesi büyük bir hızla düştü. Hem partide hem de hükümette görev alma kriteri ehliyet ve liyakat değil sadakat olarak belirlendi. Parti içinde liderin hemen arkasındaki sırada oturan, sözü dinlenen ve yetki kullanabilen hiç kimse kalmadı."





