‘Bir milletin asıl gücü tankı topu tüfeği değil inançlı ve imanlı evlatlarıdır’ sözüyle bir çığır açan Milli Görüş Lideri Prof.Dr.Necmettin Erbakan, 1975 yılında Türkiye’de imanlı ve şuurlu bir nesil yetişmesine öncülük yaparak Milli Gençlik Vakfı’nı kurdu ve gençliğe yapılacak hayırlı hizmetlerin startını verdi. Uzun yıllar Milli Görüş’ün emektar isimlerinden Nevzat Laleli’nin genel başkanlığında çalışmalarını yürüten MGV’nin kumandanlığı 1997 yılında şehit başkan Adnan Demirtürk’e teslim edildi. Adnan Demirtürk ile birlikte Türkiye genelinde hızlı bir aksiyon sürecine giren MGV, il ilçe ve beldelerde milyonlarca gence sevgi ve kardeşliğin mesajını ulaştırdı.
28 Şubat sürecinin baskı ve zulüm ortamında bir çok sıkıntıya göğüs gererek, ulvi davayı daha çok gence ulaştırmanın derdini taşıyan Demirtürk, henüz 34 yaşında elim bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Demirtürk’ün vefatının üzerinden çok geçmeden Milli Gençlik Vakfı kapatıldı ve mal varlıklarına el konuldu. Türlü engellemelere ve haksızlıklara rağmen onurlu yürüyüşünden taviz vermeyen Milli Gençlik, Anadolu Gençlik Derneği adıyla yeniden toparlanarak, bütün insanlığın saadeti için gözetilen hedeflerine ulaşmak için günümüzde de canla başla mücadeleye devam ediyor.
‘SAATLERİ ZAFERE AYARLAYAN ADAM’
Sevenlerinin ‘Güle Sevdalı Başkan’ olarak isimlendirdiği merhum Adnan Demirtürk 1965 yılında Trabzon Vakfıkebir'de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Vakfıkebir'de yaptı. 1980 yılında
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. 1984 yılında mezun oldu.
Öğrencilik yıllarından itibaren pekçok ilim, fikir ve siyaset adamından ders aldı. Okumak ve öğrenmeye büyük ilgisi vardı. Arapça ve İngilizce'yi çok iyi biliyordu. Din ilimlerine bir uzman derecesinde vakıftı. Vakfıkebir'de RP İlçe Başkanlığı, Trabzon'da gençliğe yönelik çalışmalar yaptı.
Adnan Demirtürk, 6 Eylül 1997'de yapılan Milli Gençlik Vakfı genel kongresinde delegelerin tamamının oyuyla "genel başkan" seçildi.
Milli Gençlik Vakfı 23 yıllık hizmet hayatında bir "genel merkez" binasına sahip olamamış, kiralık
dairelerde hizmetleri sürdürmüştü.
Adnan beyin en büyük hedeflerinden biri de, vakfa bir "Genel Merkez Hizmet Binası" kazandırmaktı. Daha ilk günden itibaren bu problemi çözmeye karar vermişti.
Bir çalışma planı yaptı ve işe koyuldu. Toplantılar, ziyaretler, kendini parçalarcasına yapılan çalışmalar sonuç veriyor ve MGV bir "genel merkez" hizmet binasına kavuşuyordu. Hem de Hacı Bayram Veli Hazretlerine yakın bir mekâna. Ulus'taki Hükümet Caddesi'nde...
23 Nisan 1999 günü bu büyük olayın açılışı yapılıyordu. Coşkulu bir törenle... Mehter asaletiyle
söylenen gür sesli ve günün anlamına uygun bir müzik eşliğinde...
"Türkiyem sevdam benim
Türkiyem aşkım benim
Türkiyem canım benim
Sevdamızsın Türkiye"
Vefatından 22 gün önce gerçekleşen bu açılışın bitiminde, Adnan Demirtürk illerden gelen kadrolarını topluyor, yaptıklarını yeterli görmeyen ve başarıya doymayan karakterini şu sözlerle ortaya koyuyordu."-Benim için bu bina bugünden eskimiştir. Bu güzel ülke daha iyi ve mükemmel hizmetlere lâyıktır!"
20 aya yaklaşan genel başkanlığı döneminde 55 ili dolaşan ‘Efsane Başkan’, 15 Mayıs 1999 günü, üç kader arkadaşı ile birlikte Samsun'a gelerek , "Bölge Sorumluları ve Şube Başkanları Toplantısı"na başkanlık etti.
Toplantı bitiminde Ankara'ya doğru hareket eden Adnan Demirtürk ve üç arkadaşı, Musa Sertkaya'nın kullandığı araba ile Havza yakınlarında bir yolcu otobüsüyle çarpıştılar.
Şoförleri Musa Sertkaya'nın ağır yaralandığı kazada Adnan Demirtürk, Talha Özcan Eyüboğlu ve Ahmet Zahit Turan Hakk'a yürüdüler. Üçü de hayatlarının baharında, üçü de Vakfıkebirli ve baba tarafından "yetim" olan bu üç adanmış genç Hakkın rahmetine kavuştular..
Şoförleri Musa Sertkaya'nın ağır yaralandığı kazada Adnan Demirtürk, Talha Özcan Eyüboğlu ve Ahmet Zahit Turan Hakk'a yürüyorlar. Üçü de hayatlarının baharında gençler... Üçünün de ortak özelliği Vakfıkebirli ve baba tarafından "yetim" olmaları... Her birine Allah'tan rahmet diliyoruz.
ŞEHİT BAŞKAN ADNAN DEMİRTÜRK’TEN ÖZLÜ SÖZLER
* Ne kadar başarılı olsak, başımız öne eğiliyor. Çünkü işin sahibi Allah'tır.
* Hizmet ve çalışmayı terk eden, dedi-kodu ile meşgul olur.
* Bize verilen her görevin bir "emanet" olduğunu bilmeliyiz.
* Sevginin her zaman galip geleceğinin idrakinde olmalıyız.
* Lügatimizde kin, nefret, haset, düşmanlık ve husumete yer yoktur.
* Yıkmak için değil, yapmak için varız.
* Ucuz kahramanlık gösterilerine, işportaya düşmüş slogancılığa, serkeşliğe, havailiğe iltifat etmeyiniz.
* Yaptıklarımızı şan, şöhret, ikbal için değil, bir gün kendisine döneceğimiz alemlerin Rabbı'nın rızasını kazanmak için yapmalıyız.
* Kim Allah'a güvenirse, Allah O'na yeter.
* Şükür, Allah'ın verdiği nimetleri, gene O'nun yolunda kullanmaktır.
* Hiçbir kemalât nefisten çıkmaz. Sadakat ve itaati nispetinde insana verilir.
* İyilikleri istiyorsak, önce kendimiz iyi olacak, kendimiz değişeceğiz.
* Zorluğu gösterip korkutmamalı, kolaylığı gösterip rehber olmalıyız.
* Her nimetin şükrü kendi cinsindendir. Hidayet nimetinin şükrü ise hizmettir.
* Biz bildiklerimizi yapalım. Allah bizim önümüzü açacaktır.
* Dâvâmızın hayranı değil, bağlısı olmalıyız.
* Geriye dönüş yok... Her zaman terakki var... Yılmaz, yorulmaz, yıkılmaz bir gayretle çalışalım.
* Az topluluğun kıymetini bilelim. "Nice az topluluklar, çok topluluklara üstün gelmiştir.
* Saatlerinizi zafere ayarlayın.
* İş sizden korksun, siz işten değil.
* Allah'a kilitlenen insana virüs bulaşmaz.
* Allah rızası için çalışmak herkese nasip olmaz.
* İdeal görevlinin sözleri: Derhal, hemen, başüstüne, emredersiniz.
VEFATININ ARDINDAN NELER SÖYLEDİLER!
‘Adnan Demirtürk kardeşimiz, gençlerimize örnek olacak bir yaşam sürdü.
Şuurun en güzelini gösterdi. Davasına olan bağlılığı ile her zaman ön plana çıktı.
Ne mutlu O'na! İnşallah Rabbimiz kendisine şehit muamelesi yapar..."
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN
Gerçekten müstesna bir insandı. Hep şehadeti konuşur, hep şehadeti özlerdi. O öyle konuşurken benim de hep şu ayet kulağımın zarını inletirdi: "İnananların içinde öyleleri vardır ki, kimisi nöbetini savdı, imtihanı kazandı, gitti. Kimisi de sırasını bekler." Biz kendimiz nöbetimizi savacağımızı beklerken, nöbetini bekleyenler bizim önümüze geçti. Çok değerli Adnan kardeşim ve arkadaşları... Kendilerini gerçekten ülkemizin insanına, gençliğe adamışlardı.
Şevket Kazan (Adalet eski Bakanı)
Ağır bir yükün altındaydı. Millet menfaatleri için çalışanların yolunun kesildiği, çıkarı için çalışmaların ödüllendirildiği bir dönemdi. MGV'nin başına geçti.
Çok değerli çalışmalar yaptı. Benim halefimdi. Gözüm arkada kalmadı. Gençlerimizin onun azimli çalı
şmalarını örnek almasını diliyorum. Örnek bir insandı.
Nevzat Laleli
(MGV Şeref Başkanı)
6 Eylül 1997'den itibaren 20 ay genel başkanlığımızı yürüten Adnan Demirtürk'ü hayır ve rahmetle anıyorum. Bu 20 ayda vakfımız başarı noktasında yükselişe geçmiştir.
Kendisi büyük bir edep timsali idi. Biz 20. yüzyılda "Edep bir tâç imiş" diye söylerdik ama, yaşayanını da gördük Elhamdülillah!..
Yılmaz Bölükbaşı
(MGV eski Genel Başkanı)
Hayatın son kapısında Azrail'i tebessümle karşılamak ne güzel. Ölümü köprü yapıp üzerinden dosta yürümek ne güzel.
Havza'da Metin Yüksel'e haber gitti, öteden gelen var dendi. Mekke'den Medine'ye güller döküldü, Vakfıkebir'e... Komşu dağlardaki şehitler imrendi bu manzaraya... Çağın ıstırabını Millî Gençliğin ağağbeyini rapor edecek şimdi Peygambere...
Göz yaşlarının ıslattığı yollar büyük oluşun önünü açacak. Daralan yürekler vuslata giden kapıyı aralayacak. Ötedeki buluşma buraya da yansıyacak, kucağına aldığı Adnanlarla, Metinlerle dönecek dünyamıza Peygamber.
Osman İhsan Şenocak
(Yedi Beyza Dergisi Yayın Yön.)
Her yaştaki insana aynı derecede saygı duyardı. Evini ziyaret ettiğimizde karşımızda ellerini dizlerinin üzerine koyarak otururdu. Ben bundan rahatsız olurdum.
Bu konuda kardeşim Ayşe Demirtürk'e serzenişte bulununca ondan şu cevabı almıştım: "O benim yanımda da aynı şekilde oturur."
Veysel Topçu
(Adnan Demirtürk'ün kayınbiraderi)
Merhum devamlı çalışırlardı. Ya okur, ya düşünür, ya da yazarlardı.
Teşkilâtta ve evde çalışırlar ve çok da yorulurlardı.
Bir kere kendilerine şöyle demiştim: "Çok çalışıyorsunuz bir hafta da tatil yapsanız, insanlar genelde öyle yapıyorlar." Cevap olarak şunu demişlerdi: "Yapacağımız daha çok çalışmalarımız var, bizim gündemimizde tatil yok." Bazen programlarımız vesilesiyle çalışma merkezlerine giderdim. Ve oralarda güzelliklerle karşılaşırdık. Çalışma düzeni görevlendirmeleri ve ekip olarak çalışmaları ekip ruhu, sevk ve idaresi örnek alınacak durumlarla doluydu.
Ayşe Demirtürk
(Adnan Demirtürk'ün eşi)
Gitmek güzeldir...
Eğer gidilen sevgili ise;
Üstelik En Sevgili ise...
Gitmek daha da güzeldir.
Güzeldir, yeryüzünün bütün renklerini,
bütün tatlarını,
bütün seslerini,
bütün iklimlerini,
bütün sözlerini,
onları put belleyenlerin masasına atarak,
Özlenen'e gitmek...
Geride silinmeyecek ayak izleri bırakarak.
Bildiriyi ulaştırarak.
Muştuyla..
1965 Trabzon Vakfıkebir doğumlu. Sırasıyla Merkez Kemaliye İlkokulu ve Ömer Nakkaş Ticaret Lisesini bitirdi. Gönlünden İlahiyat Fakültesi geçiyordu ama, O' na nasip olan Vakfıkebir'in tarihindeki ilk Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi olmaktı.
1986 yılında Mekteb-i Mülkiye İşletme mezunu idi. Kısa dönem olarak askerlik hizmetini tamamlayan Demirtürk, Konya-Ilgın Un Fabrikasında muhasebeci olarak çalışmaya başladı.
![]() |
| MGV Genel Başkanı Adnan DEMİRTÜRK |
| Yaptığı Görevler - RP Genel Merkez Seçim Karargah Bşk - Ankara (24 yaşında) - RP İlçe Başkanlığı - Vakfıkebir (25 yaşında) - RP GM Seçim Karargah Bşk. Yrd. - Ankara (26 yaşında) - RP M. İlçe Seçim Karargah Bşk. - Trabzon (27 yaşında) - RP Belediye Başkan Adayı - Vakfıkebir (29 yaşında) - RP Milletvekili Adayı - Trabzon (30 yaşında) - MGV İlçe Başkanlığı - Vakfıkebir (31 yaşında) - RP İl Seçim İşleri Başkanlığı - Trabzon (32 yaşında) - MGV Genel Başkanlığı - Ankara (32 yaşında) |
"Maddenin Manaya Hizmeti" diyerek çıktı yola. Hedef "açısı tam" bir gençlik yetiştirmekti. İdeal insanı, mefkure insanı olmaktı hayatı anlamlı kılan. Her insan bir nizamdır demişti.
Kendisini hazırlamıştı. İmanın kuvvetlenmesi için belâ, musibet ve zulüm lazım geleceğini; böyle durumlarda da gizli kuvvetlerin, saklı enerjilerin ortaya çıkacağını anlatmıştı sevdalısı olduğu gençlerine. "Sevdası Türkiye" olan bir gençlik için. Hedef, şartlar ne olursa olsun "işin delisi" olmaktı. Zorluklar tahammül, dayanıklılık ve sebatla aşılacaktı.
Ne yapılacak, kim yapacak, nasıl yapacak, ne zaman yapılacak, netice ne... Sistemli çalışmak, teşkilat ruhu, disiplin, itaat onunla özdeşleşmiş kavramlar idi. Tıpkı sakalı, lacivert elbisesi, yakasız gömleği ile olduğu gibi. Teşkilat; inanç, gaye ve hareket demekti.
Muhabbetle sarıldığı gençlere, o dayanılmaz elektrik çoktan aktarılmıştı bile. Durmak beklemek yoktu. Artık her an bir faaliyet, her gün yeni bir vazife, her saniye büyüyen bir heyecan vardı. Vazifeler saatlerden fazlaydı. Tutulan her iş silkeleniyor, ardından yenileri geliyordu. Asla tek kişilik bir ordu olmaya çalışmadı. Varı yoğu gençleri idi.
Her kademedeki görevin bir başka eğitimi vardı. Ve bir gün belki de en önemli eğitimini verdi. Hayatını hak davaya, liderine ve Adnan ağabeyine adamış olan bir gencine kendi makamını devretmiş ve "Bugüne kadar size kumandanın nasıl olacağını gösterdim. Şimdi ise askerin nasıl olacağını gösteriyorum." demişti. Nurettin Şar'ı Reis Bey yapan bu olay, aynı zamanda onun gencine verdiği önem ve değerin en güzel örneğidir.
Devamlı çalışıyor; ya okuyor, ya düşünüyor, ya da yazıyor, hiç kimsenin boş oturmasını istemiyordu. Mükemmel bir not alma ve çalışma sistemi vardı. Eline geçen bütün imkanları gençlerine ve kitaplarına harcardı.
Çok sevdiği ve sık sık tekrarladığı mısralar vardı;
"Biz gelmedik kavga için | "Gülden bir pazar kurmuşlar Gül alırlar gül satarlar Gülden terazi kurmuşlar Alanlar gül satanlar gül" |
Bir yayla programında gençler için çırpınırken yeni bir kutlu vazifenin daha müjdesini aldı. Görev Ankara'da idi. Millî Gençlik kendisine emanet ediliyordu. Karargah başkanlığı yaptığı zamanlarda kokusunu almıştı liderin bir kez. Bu vuslat müjdesiydi sanki.
Dünya, Millî Gençlik Vakfı'nın destansı bir faaliyet dönemine daha tanık oluyordu. Her zaman olduğu gibi bu işte silkelenmiş, vazifeler saatleri aşmıştı. "Proje İnsan", "Muhatap Kitle Gençlik" ...
Şöyle sesleniyordu gençliğine;
"Arkadaşlar! İhlasla çalışalım. İhlas; dünya yansa içinde bir kalbur samanı bulunmamaktır. Yılmaz, yorulmaz, yıkılmaz bir gayretle çalışalım. Yorgunluk, bıkkınlık, ümitsizlik, karamsarlık, kırgınlık, küskünlük, dargınlık sözcüklerini bir paçavra gibi hayatımızdan söküp atalım. Az topluluğun sırrını bilelim. Sevginin galip gelmesi için çalışan insan; yani adam gibi adam olalım..."
Ve vedalaşma vakti gelmişti...
Samsun'dan, her biri bir destan olan Bölge Sorumluları ve Şube Başkanları Toplantısından Ankara'ya dönüyorlardı.
Toplantıda, bir süre önce Hakk' a yürümüş olan MGV Trabzon Şube Başkanı Muammer TOPÇU hocamızı hatırlayarak, "Kim bilir daha kadrolarımızdan kimler orada Hakk'a yürüyecek" dediği Havza civarında, yine toplantıda tarif ettiği şekilde En Sevgili' ye kavuşmuştu.
Bir yanında Ahmet Zahit Turan, diğer yanında Talha Eyüboğlu... Rabbim, sevgilileri bir arada almıştı yanına. Arkada kalanların koltuk değnekleri çekilmiş; Adnan ağabeyin tarif ettiği antrenmanlar başlamıştı.
Korunacak bir emanetimiz, itaat edilecek bir manamız, yeryüzüne haykıracak davamız ve yolumuzu aydınlatan üç şehidimiz var. Şimdi bizler ona kavuşmanın heyecanı içinde, onun bizi denetlediği bilinciyle, onun bize öğrettiği şekilde, tıpkı onun gibi Lider'in izinde, tuttuğumuz işleri silkeleme ve onun ölümsüz destanını ötelere yaymanın telaşındayız.
Şehadetleri mübarek olsun.
Milletimizin başı sağolsun.






