Bugun...


Necmettin Erbakan'ın kardeşi Kemalettin Erbakan İstanbul seçiminin iptali için böyle dedi
Kemalettin Erbakan… Erbakan Hoca’mızın kardeşi. Geçen günlerde Kemalettin Bey’in bir kitabından haberdar oldum. Adı Etrafındakiler-1 olan kitap çok ilgimi çekti. Kitaptan bazı bölümleri sizler için alıntıladım.

Necmettin Erbakan'ın kardeşi Kemalettin Erbakan İstanbul seçiminin iptali için böyle dedi
+ -

Kemalettin Erbakan… Erbakan Hoca’mızın kardeşi. Geçen günlerde Kemalettin Bey’in bir kitabından haberdar oldum. Adı Etrafındakiler-1 olan kitap çok ilgimi çekti. Kitaptan bazı bölümleri sizler için alıntıladım.

Kemalettin Bey’le bir söyleşi de yaptık. Biraz yıllar önce çıkan kitabından, biraz yeğeni Fatih Erbakan’ın kurduğu partiden, biraz Saadet Partisi’nin siyasetini nasıl bulduğundan konuştuk.

Kendisi ve ailesiyle ilgili bir cümle yazmak istiyorum. Kemalettin Bey ve ailesi; hayatlarının her döneminde zarafet ve asaletlerinden taviz vermemiş istisna insanlar. Hem söyleşi hem bu duruş için teşekkür etmek istiyorum.

Biraz uzun bir yazı oldu ama, güzel oldu.  

Önce kitabının isminin neden ETRAFINDEKİLER olduğundan bahsedelim.  

“İnsanın etrafındakiler, o kadar tesirli olabiliyor ki zaman geliyor, onları siz seçmiyorsunuz; onlar istedikleri insanları size veriyor. Bir misal vermek gerekirse 1950-1957 yılları arasında Necmettin Erbakan’ın etrafındakiler, kendisinin devam ettiği gruplardan seçtiği ve kendisine yakın insanlardan oluşuyordu. Bunların şahsi bir beklentisi yoktu. İnanç kardeşliği bağlarıyla birbirlerine bağlanan insanlardı her biri.  Dostların kendi aralarında herhangi bir beklentisi ve çekememezliği de yoktu. Yıllar geçip de bazı menfaat ve mevkii imkânları ortaya çıkınca bu ihlâs azaldı. Fakat insanın, bu yavaş ve derinden yaşanan değişimi fark etmesi, hatta kabul etmesi hemen hemen imkânsızdır. İşte bu yüzden en büyük tehlike 'ETRAFINDAKİLER'dir. Bu değişikliği takip edip vaktinde tedbir alabilmek çok çok zor bir imtihandır.”

 

Kemalettin Bey, ağabeyi Necmettin Erbakan’la çocuklarına dair hatırasını şöyle anlatıyor;

“ 7-8 yaşlarındayken tek başına bir şeylerle oynamak veya bir şeyler yapmak istiyordum. Kardeşlerim arasında bile olsa paylaşmak veya oyunların kurallarına uymak mizacıma zor geliyordu. Mesela dükkâncılık oynarken oyunun başlaması gibi hususlarda Necmettin Erbakan kendisini doğal başkan ilân ederdi. Ben tek başıma oynamak isterken o ne yapar eder, beni de oyuna katılmaya zorlardı. Ben bazen Necmettin Ağabeyimin başkanlığına itiraz ederdim. O zaman seçime giderdik. Tabii bu da sıkıntılı bir durumdu. Çünkü kurallara göre kimse kendisine oy veremiyordu. Seçim benim itirazım nedeniyle yapıldığı için ben Necmettin Ağabeyime oy vermiyordum. Kimin kime oy vereceğini kestirmek ve ona göre tercihte bulunmak gerekiyordu. Ağabeyim, diğer kardeşlerimin oylarını zaten alıyordu. Necmettin Ağabeyime oy veren kardeşimi bulmam gerekiyordu ki, 2’ye 2 kuraya kalalım. Kurada dördümüz oluyorduk. Bunu önlemek için de Necmettin Erbakan bana oy veriyordu. Ben kendime oy veremediğim için, diğer iki kardeşimden aldığı oylarla başkan oluyordu. Bu olaylar bana çocukken seçimler ve demokrasi hakkında bir güvensizlik meydana getirmiştir. Yani demokraside seçim çözüm değil, seçimin şartları çözümdür. “

Etrafındakiler kitabından aktarmak istediğim bir bölüm;

“Yekta Dümer Ağabeyimiz vardı bize bir kitap hediye etti. Âdetim vesilesiyle kitabın ortasından bir yer açtım. Orada şunu okudum; Hz. Ebu Bekir halife olduktan sonra devesi ile bir yere giderken devenin yuları düşmüş. Deveyi çöktürmüş. Yuları alıp tekrar yoluna devam etmiş. Aynı olay birkaç defa tekrar edince yanındakiler, 'Ey Halife, biz yanında bu hizmet için bulunuyoruz. Sen zahmet etme, biz verelim' demişler. HZ. Ebu Bekir 'Ben Paygamberimiz’den duydum ki kendi yapabileceğin bir işi başkasından isteme.' Bu benim hayat düsturum oldu, hâlen de dikkat ederim. Suyumu kendim alırım, elbisemi kaldırırım, muayenehanede aldığım her aleti mutlaka yerine koyarım. Bir zamanda ütü de yapmaya kalkınca evdekiler 'Bizim yaptığımız ütüyü beğenmiyor musun' şeklinde alınınca alanı biraz daralttım.”

GÜLEN: BANA BİR ŞEY YAPAMAZLAR

Kemalettin Bey, Fethullah Gülen’le nasıl tanıştığını da anlatıyor kitabında;

“ Tahtakale’de saatçilik yapan Ali Güneri, takriben ihtilalden bir buçuk ay sonra bana telefon etti. Akşam misafiri ile ziyarete geleceğini söyledi. Yanında akrabası ve misafiriyle birlikte üç kişi geldiler. Misafiri baştan aşağı koyu renk giysili, koyu renkli dar bir pantolon üzerine balıkçı yaka bir kazak ve başında bir kar başlığı vardı. Kendini Fethullah Gülen olarak tanıttı, şaşırdım. Kendisi arandığını, mecburen bu kıyafetle dolaştığını söyledi. İhtilalin şiddet ve özelliklerinden söz etti ve Necmettin Erbakan’a yapılan muameleden rahatsız olduğunu söyledi. Teşekkür ettim. Bir iki saat sohbet ettik. Gitmek istediklerinde sokağa çıkma yasağını ve arandığını hatırlatarak kendileri için yer yatağı hazırlanabileceğini söyledim. Kabul etmedi. 'Bana bir şey yapamazlar' dedi. Sokağa çıkma yasağına rağmen gittiler. Neye güvendiklerini anlayamadım. Ziyaretini de geçmiş olsun ziyareti olarak değerlendirdim.”

Kitaptan son olarak alıntı yapacağım hatıra o dönem Milliyet Gazetesi’nin sahibi olan Abdi İpekçi ile ilgili…

“14 Şubat 1977’de Milsan kurulduğunda, makineleri verecek olan Tabaş A.Ş’nin patronu Ergin Algan, istediğimiz makinelerin benzerlerinin Milliyet Gazetesi’nde kullanıldığını, görmek için Milliyet Matbaası’na gitmemizi teklif etti. Algan, Milliyet’in sahibi Abdi İpekçi Bey’den izin almış, beraber gittik. Abdi Bey ile tanıştık 'Siz makineleri görün, sonra beraber bir çay içelim' dedi. Makineleri gördükten sonra Abdi Bey’e teşekkür etmek için uğradık. Çay ikram ettikten sonra ciddi bir tavır ile 'Kemalettin Bey, ağabeyinizi takip ediyorum. Görüş ve inançlarınızı biliyorum. Size her noktada katılmasam da elimden gelenden fazla yardım etmek isterim. Çünkü siz halka açık bir şirket ile gazete çıkartıyorsunuz. Bu basının sermaye tekeline karşı bir harekettir. Basının, sermayenin elinde olmasına karşıyım. Onun için sizleri desteklemek benim idealimdir' diyerek fevkalade bir ilgi gösterdi. Kendisine tesisler kurulduktan sonra burada çalışacak yazarlar hakkında fikrini sordum. Bana şehadet ve orta parmağını göstererek 'Bunların arasına bir 500 lira sıkıştırıp buradan Sirkeci’ye inerseniz, arkanızda en az on kişi görürsünüz. Ertesi gün aynısını yapıp arkanızdakilerin büyük bir bölümüne, bir gün önce yazdıklarının zıddını yazdırabilirsiniz. Üçüncü gün aynı şeyi yapın. Bir kısmına kendi aleyhlerinde yazdırabilirsiniz. Bütün bunlardan kurtulmak basında sermaye hâkimiyetine son vermek ile mümkündür' diyerek gayet realist bir manzara çizmiş, tavsiyede bulunmuş ve ilave etmişti. 'Bu hususta bir sıkıntı çekeceğinizi sanmıyorum' diyerek sorumu cevapladı.

Birkaç ay sonra meçhul ve meş’um bir şekilde öldürülmesinde bu düşünce ve inancının rolü olduğuna inanırım.”

"ACABA HAKİKİ FİKİRLERİNİ Mİ SÖYLÜYOR" TEREDDÜTÜ

Etrafındakiler -1 kitabınızdan anladığım kadarıyla Erbakan Hoca’nın zorlu geçen siyasi hayatında siz de kardeşi olarak maddi ve manevi anlamda mücadele etmişsiniz ama hep arka planda kalmışsınız. Bu arka planda kalışın nedenini sorabilir miyim?

Ağabeyim Necmettin Erbakan ile anlaşmamız vardı. Ben ona destek olacaktım ama onun kimseye yaptıramadığı işleri yapacaktım.

Milletvekili veya belediye başkanı olmayı düşünmediniz mi? Ya da Erbakan Hoca sizi hiç zorlamadı mı?

Katiyen…Ne o teklif etti, ne de benim böyle bir arzum oldu.

Kitabınızdaki ağabeyiniz Necmettin Erbakan’la çocukluk hatıralarınız adeta ileride yaşayacaklarınızın provası gibi. Erbakan Hoca nasıl bir ağabeydi?

Evet, sistematik bir şey değildi ama ileride yaşanacak günlerin provası gibi geçti çocukluğumuz. Necmettin ağabeyim hep istediği olsun isterdi. Ben de beraber yapalım isterdim. Seçimler yapardık.

Hangi siyasi görüşten olursa olsun bugün Erbakan Hoca’yı herkes zarafetiyle anıyor. Çok da zeki bir insandı. Bu zarafet nereden kaynaklanıyordu?

Evdeki tatbikatın üzerinizdeki bıraktığı intiba. Bizim evimizde kavga olmazdı hiç. Çocuk da azarlanmazdı. Herkes ağabeyimi çok zeki bilir ama babamız çok zeki bir insandı, annem ise babamdan daha zekiydi. Yetişmemizde çok itina gösterirdi ailemiz. Biz sokağa çıkıp oynamazdık, evimize gelen arkadaşlarımız da ailelerimizin belirlediği çocuklar olurdu.

Bugünkü siyaset dilini nasıl buluyorsunuz?

Yapılan siyaset değil; kavga.

Ağabeyinizle ilgili en çok neyi özlüyor musunuz?

Karşılıklı samimi konuşmalarımızı özlüyorum. Ağabeyimle konuşurken birbirimize söyleyeceğimiz şeyleri doğrudan söylerdik. Öyle alengirli bir ilişkimiz yoktu. Bugün birisiyle konuştuğum zaman “Acaba hakiki fikirlerini mi söylüyor?” diye tereddüt ediyorum.

SEÇİMİN YENİLENMESİNİN TUTARLI TARAFI YOK

Kitabınızda seçimlerle ilgili bir tespitiniz var. “Demokrasilerde seçim çözüm değil, seçimin şartları çözümdür” diye. Malum yenilenmesi karar alınan bir İstanbul seçimi var. İstanbul seçimleri için ne düşünüyorsunuz?

Geçen gün partili bir arkadaşla İstanbul seçimini konuştuk. Ona dedim ki; “Aynı şartlarla birkaç seçim yapıyorsunuz, sonra çıkıyorsunuz bazılarını kabul edip, birini kabul etmiyorsunuz. Bunun tutarlı bir tarafı yok. Ortada bir usulsüzlük varsa hepsinde vardır. Makul bir şeyin olması gerekir. Ya seçimi tümden yenileyeceksiniz ya da yapmayacaksınız. Aksi halde siz kazandığınızı kabul ediyor, kaybettiğinizi kabul etmiyor olursunuz. Bunu Halk Partisi’ni savunduğum için söylemiyorum. Ortada bir sorun varsa adil bir şekilde çözmelisiniz.”

Peki, bu durum tabanda nasıl karşılık bulur sizce?

Cumhuriyet Halk Partisi'nin lehine olur.

Saadet Partisi, genel seçimlerde CHP ile ittifak yaptığı için çok eleştiriliyor. “Erbakan Hoca’nın kemiklerini sızlatıyorlar” gibi eleştiriler yapılıyor. Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Ne ilgisi var? Necmettin Erbakan, Ecevit ile anlaşmadı mı? Bir partinin bir partiyle anlaşması mesele değil ki, destek alabiliyorsan anlaşırsın. Bakın, Türkiye'de particilik ideolojiden çıkıp şahsiyete dönüşmüş durumda. Bugün yapılan siyaset değil, parçalanma.  

Düzelmez mi?

Kültür meselesi. Eğitim sisteminde ne verirseniz onu alırsınız. Ektiğinizin meyvesi bu. Bugün mekteplerdeki arkadaşlıklar rekabete dönmüş durumda.

Fatih Erbakan’ın kurucusu olduğu Yeniden Refah Partisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Parti kurmadan önce size danıştı mı?

Hayır danışmadı. Ben Fatih’e geçmişte söyledim; "Senin yapman gereken babanın kurduğu partide çalışıp mücadele etmektir." Necmettin Erbakan’ın bir ideolojisi vardı. Kurduğu hiçbir parti yeni parti değildi. Bir önceki partinin devamı idi.

Sanırım o sizi değil kitabınızın girişinde yazdığınız gibi “ETRAFINDAKİLER”i dinledi. Peki, Erbakan Hoca yaşasaydı, böyle bir şeye izin verir miydi?

Bilemem.

Türkiye siyasetinde bazı şeyler farklı olabilir miydi?

Kime tesir edecekti?

GÜLEN'İN O SÖZÜNÜN ANLAMI

Kitabınızda Fethullah Gülen’le ilgili anılarınıza da yer vermişsiniz. İhtilal sonrası Erbakan Hoca’ya yapılanlara üzüldüğünü ifade etmiş size. O gün samimiydi sizce?

Erbakan Hoca’ya yapılanlara üzüldüğünü söylemesi bize yaklaşma gayesiydi. Bir bahaneydi. Sıkıyönetim olduğu bir zamanda “Bana kimse dokunamaz” diyordu. Bunun anlamı “Ben bu adamlarla beraberim” demektir.

Hiç anlaşamazlar mıydı Erbakan Hoca’yla?

Gülen, kimin adamı? Mümkün müydü Necmettin Erbakan'la anlaşması.

Kitabınızda Abdi İpekçi ile anlattığınız anınız beni çok etkiledi. Kitabın giriş kısmında yer verdiğiniz hikâyenizi okurlarımızla da paylaştım. Türkiye olarak o gün başardığımızı bugün neden başaramıyoruz sizce?

İnsanların psikolojik yapıları farklıydı eskiden. Bir insan bir şeye inandığı zaman sonuna kadar giderdi. Yani “Ahmet geldi öyle davranayım, Mehmet geldi böyle davranıyorum.” yoktu. İnsanlar inandığı şeyde samimiydiler.

Bugün ideolojik bağlılık yok. Yani bir ideolojiye inanıyor görünüyor ama aksi her şeyi de yapabiliyor. İnancına inanmıyor insanlar.

Bu içinde bulunduğumuz çağın sorunu mu sizce?

Hayır! Eğitim sorunu. Bir insanı yetiştirirken neyi kriter olarak alıyorsunuz. Bu önemli. Şahsiyet sahibi olmak meselesi… Siz çocuğunuzu kendisine göre değil size göre yetiştirirseniz şahsiyet sahibi olmaz. Çocuğunuzu ideolojinizin bir parçası yapamazsınız, çocuk kendi isterse parçası olur, istemezse olmaz. Siz ancak ona doğru yolu göstererek yardımcı olabilirsiniz.

Ayşe Baykal

[email protected]

Odatv.com




Bu haber 185 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI